11 Haziran 2011 Cumartesi

Farkındalıklar

Yine yazmam gerektiği zamanlardan birini yaşıyorum.

Bazen çevredeki en güzel bahçeyi görmek için başkasının terasından bakmanız gerekebilir. O eve gidersiniz, ev sahibiyle küçük bir sohbet, belki de bir kahve -sütlü ve şekersiz. Sonra farkedersiniz ki, en güzel bahçe o evin değildir, kahve içtiğiniz ve sandalyede bacak bacak üstüne attığınız bahçe, en güzeli değildir. O an görmüşsünüzdür, bir başkasınınkinin daha güzel olduğunu.

Vakit kaybedilmeyen birşey. Evden ayrılır ve o güzel bahçeye doğru yollanırsınız. Arka fonda Beatles'dan Strawberry Fields Forever çalabilir, ya da çalmaz. Ben giderken çalıyordu.
Volume 8

Yüzümde bir gülümseme.
Kapı gözüktü.
Beyazdı.

Zile bastım.

Bu sefer kahveyi sütlü içmeyecektim.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Tarih ne bilmiyorum

Bugünü kesinlikle unutmamak için yazıyorum. Okuyan da yok ki zaten.
Her zaman ki gibi anlattığım şeyleri başka şeylere benzetmeyeceğim bu sefer.
Açık ve net.

Başlıyoruz o zaman.

Ben bu ilişkileri anlayamıyorum. Tamam belki elle tutulur bir kanıtım olmayabilir ama asla açıklanamayan ve sana birşeylerden emin olmanı sağlayan o hislerin vardır.
Sen gelip bana böyle birşey diyerek o egonu tatmin ediyosun ama canım, gerçekler bunlar değil.
Gerçek bu değil.
Gerçek bir şarkıda dansetmektir.

Bitirdin, belki oluru vardı. Ben bu sefer inanmıştım.
Mahvettin.

Aferin.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Mavi

Beklenir hep birşeyler.
Birşeyler hep beklenir.
Beklenen şeyler.. gelir mi?
Bazen bir öpücük olur yolu kısaltan, sıcak ve ıslak.
Yol kısalır mı?

Kendine itiraf etmediğin şeyler küf kokan bir odanın içinde hayal bulur.
O hayale sımsıkı tutunduğunda.
Hayallere tutunulabilinir mi?

Sıradan ama farklı.
Adeta bir fahişenin dua etmesi gibi.

Ummak.
Çok zararlı.

Vazgeçmek.
Çok zor.

Sevişmek.
Koyu kahverengi bir gözün altındaki ben gibi.

10 Nisan 2011 Pazar

09.46

Çok sessizdi her yer. Ağaçların yaprakları kıpırdamıyordu, sinekler vızıldamıyordu ve topuklu ayakkabıların çıkardığı sesler de yoktu. Hani, bilirsiniz işte... Tak tak tak tak.. Zamanın durduğunu hissetti. Hemen sol kolunda her zaman takılı olan saatine baktı: 09.46 Bu olamazdı. Çünkü daha evden çıkarken saat 9.45 ti ve yaklaşık yarım saat yürüdüğüne emindi. Sonra o sesi duydu: Dakikalar yok aptal... - Ne demek istiyorsun? diye cevap verdi içinden. Zaman yok. Herşey senin beyninin içinde. -Hiç bir şey anlamıyorum. Anlayamazsın. Bugüne kadar kendini hiç böyle hissetmedin ki sen! Sen özgürdün, kendini kısıtladın. Sen sınırsızdın, dakikalarla yaşadın. Sen herşeyi ama herşeyi yapabilirdin ama kurallara uydun. Kimin kurallarına? Senin gibilerin. Hayatını bu şekilde mahvederken gerçeği asla göremedin. - Gerçek ne peki? Gerçek şu ki, ilk defa elinde olmayan birşey yaşıyorsun. Bu sefer ne yaparsan yap kontrolün senin elinde olmadığı bir durum bu. Alışkın değilsin tatlım ama üzülme, elbet alışırsın. - Noldu ki bana? Ne yaşıyorum ben? dedi korku içinde. Öldüğünü düşünüyordu o an.
Aşık oldun.

6 Haziran 2010 Pazar

Orda havalar nasıl abi?

Hiç bir zaman anlayamadım ben bu işi.
Özet geçmek gerekirse,
10 yaşına kadar bir abim vardı. Hani herkes aileden en çok bir kişiyi falan sever ya, ( genelde bu anne olur) ha işte, ben de en çok abimi severdim.
Bizle yaşamamasına rağmen.

Sonra bir gün, telefon çalar, ekranda BABA yazısı:
- Kızım abin yarın evleniyor
+ Ha?
- Size uçak bileti ayırttırdım bugün binin gelin
+ Yarın mı evle.?
GÖRÜŞME BİTTİ.

Hemen anneye gidilir. Anne izin vermez, gitmiceksin der.
Çocuk durumu anlayamaz. Nedenini sorar.
Anne açıklama yapmaz.

Ablaya gidilir. İttifak kurulur, anneye baskı yapılır.
Anne çocukları bir yere oturtur ve o büyülü kelimeleri söyler:
ABRA KADABRA! ABİNİZ ÜVEY! HEHE!
Yan tarafta oturan kuzenlere bakılır, onların bile haberi vardır.
Sonra odaya bakılır, oda iyice bir incelenir. Kamera falan aranır. Çünkü şakadır.
Şaka olmak zorundadır.
Kamera bulunamaz.

İşte o günden sonra çocuk, 10 yaşına kadar hayatta en çok sevdiği kişiyi kaybetmiştir.
Şuan o çocuk 16 yaşında. 2 yıldır abisinin yüzünü bile görmüyor. Gitmek istediğinde bahane üretiliyor.

Cidden abi söylesene, orda havalar nasıl?